Az Yemek Nasıl Sağlanır?

Daha iştahı varken ve yiyebilecekken yemek yemeye son vermeye ‘az yemek’ denir. Az yemek ile aç kalmak birbirinden ayrılması gereken iki farklı durumdur. Çok yemek ne kadar tehlikeli ise kuşkusuz aç kalmak da risklidir. Ölçülü yemek mide, kalp, damar, karaciğer başta olmak üzere birçok hastalığı ve şişmanlığı engeller. Oysa çok yemek beyin fonksiyonlarını gerilettiği için dikkat bozukluğu, zeka geriliği, zihin sorunlarına neden olur. Özellikle çocuklardaki dikkat eksikliği çoğu zaman çok yemekten kaynaklanabilir.

Hz. Peygamber, Müslüman’ın yeme içme adabından, tüketim miktarına ka­dar her türlü ölçüyü koymuştur. Buna karşın insan, zaafları, hazzı, bilgisizliği ve dikkatsizliği nedeniyle ölçüsüz hareket edebiliyor. Bu özensizliğin birçok sağlık sorununa neden olacağını (ya da tersten okursak yemek biçim ve süre­sinin birçok sağlık sorununu çözeceğini) göz ardı edebiliyor.

Yapılan araştırmalar uzun yaşamış insanların şu özelliklerini ortaya koyuyor:

•  Gece erken yatıp sabah erken kalkıyorlar.

•  Az yiyorlar.

•  Lokmaları çiğnemeden yutmuyorlar.

•  Yoğurt, peynir, pekmez, bal gibi besin değeri yüksek geleneksel temel gı­daları tüketiyorlar.

Defaten izah edildiği üzere birinci ilke, acıkmadan yememektir. İkinci ilke sof­rada yemek dışında başka bir şeyle ilgilenmeyerek o gıdalarla iletişim ve etkile­şim halinde olmaktır. Üçüncü ilke lokmaların mümkün oldukça küçük olması ve olabildiğince uzun süre çiğnenmesi, dördüncüsü ise bir öğünü yeme süresinin 21 dakikaya kadar uzatılmasıdır.

Sofrada birden fazla çeşit varsa karışık yemek yeri­ne, sıra ile ve iki çeşit arasında 3 ila 5 dakika ara vererek yemek daha sağlıklıdır.

Açlık ve tokluk kontrolü beyin tarafından yönetilir. Vücudun besin ihtiyacı olduğunda mide ‘ghrelin’ adı verilen ve ‘açlık hormonu’ da denilen bir hor­mon salgılar. Ghrelin hormonu, açlık sinyalleri gönderir, beyindeki nöronları uyararak açlığı artırır. Açlık hormonu önemli ölçüde mide tarafından üretilse de bağırsak, böbrek, plasenta, hipofiz, tükürük ve tiroid bezleri, kalp gibi or­ganlar tarafından da az miktarda üretilir. İlk lokmadan itibaren üretimi azalan açlık hormonu, yeme süresinin uzatılmasıyla kontrol altına alınabilir. Sürenin uzatılması önemlidir çünkü ilk lokma ağza atıldıktan yaklaşık 21 dakika sonra kalın bağırsak tarafından ‘PYY3-36′ adlı doygunluk hissi veren hormon salgı­lanır. Bu hormon salgılandığında beyin açlık hissini sona erdirir ve iştah sona erer. Beynin, besine ihtiyaç duyulmadığına dair verdiği mesaja rağmen yeme içmeye devam etmek sağlıklı bir durum değildir. Kişi zaruri besin ihtiyacını yukarıda belirtilen dört ilkeye riayet ederek alabilir, yeme süresini uzatıp be­denini eğitebilir. Çok nadir olarak görülse de bazı kimselerde ‘tokluk hissini’ kontrol eden hormondaki bozulma ‘doyma hissi’ oluşmasını önler.

Açlık hissi bastırılabilir ve kontrol edilebilir bir durumdur. İster ‘gerçek’ is­terse de ‘sahte’ açlık olsun bu his oluştuğunda, bir iki bardak su içmek işe ya­rayacaktır. Açlık hissinin zirvede olduğu zaman yemeye başlamak tüketilmesi gereken miktarı birkaç kat artıracaktır. Oysa bir bardak su içip veya bir lokma alıp on veya on beş dakika ara vermek ve sonra yemek, tahminin ötesinde bir tokluk hissi oluşturacaktır. Hatta acıktıktan sonra 21 dakika bir şey yemeden beklendiğinde, açlığın önemli ölçüde kaybolduğu görülecektir.

Açlığı bastırmanın bir başka yolu da bir fincan yeşil çay, siyah çay ya da Türk kahvesi içmektir. Kafein içeren bu içecekler açlığı bastıracaktır. Ancak bu içe­cekleri şekerle içmek yanlıştır, ilk anda açlığı bastırsa da kısa bir süre içerdiği şeker nedeniyle açlığı tetikleyecek ve daha fazla gıda tüketimine neden olacaktır.

Kemal Özer

 

Bir Cevap Yazın

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.