Midenin Üçte Biri

“Ademoğlu, mideden daha şerli bir kap doldurmaz. Ademoğluna belini doğrultacağı bir kaç lokmacık yeterlidir. Ancak (nefsinin galebesiyle) illa da (mideyi doldurma işini) yapacaksa bari onu üçe ayırsın: Üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de boş bıraksın.” “Mide hastalık evidir. Perhiz ise her devanın başıdır.”

Efendimizin yukarıdaki hadisinde uyarıları hem midenin sağlıkla ilgili fonksiyonu, hem işin manevi boyutu açısından son derece önemlidir. Midenin kapasitesi (hacmi) ortalama olarak, yeni doğan bir bebekte 30-50 ml, ergenlik çağındaki çocuklarda 1000 ml, erişkinlerde ise 1200 ml’dir. Yani mide ortalama 1200 ml (1,2 litre, 1200 cc) yiyecek barındırabilecek kadar genişleyebilir.

Midenin tamamının yiyecekle doldurulması sindirimi güçleştirir. Bir blender düşleyelim. Blenderi, bütün (doğranmamış) meyvelerle ağzına kadar doldurup çalıştırdığımızda aletin görevini yapamadığını görürüz. Bu tür bir işlemde meyveler bıçaklı merdanenin dönmesini engeller. İşlemde ısrar edilmesi durumunda kaçınılmaz olarak aletin motoru yanacaktır. Oysa meyveler parçalanıp bir miktar su ilave edilse, blender kendisinden beklenen görevi sorunsuzca tamamlayarak posalı muhteşem bir meyve suyu yapacaktır.

Benzer durum mide için de geçerlidir. Yemek öncesinde iki su bardağı su içmek, mideyi ıslatacak ve gelen yiyeceklerin kolayca karıştırılıp sindirilmesini sağlayacaktır. Büyük lokmalar yerine küçük lokmaların ağızda iyice çiğnenmesi ve ondan sonra yutulması, midenin görevini daha da kolaylaştıracaktır. 2 bardak su içmek 1,2 litre kapasiteye sahip olan midenin üçte birinin su ile doldurulması demektir. Bu durumda midede üçte iki oranında boş yer kalacaktır. İki su bardağı hacminde yemek yiyip daha tam doymamışken yani hala yeme iştahı varken kalkarsak, hem sünnete uygun davranmış, hem midenin rahat ve sorunsuz çalışmasını sağlamış oluruz.

Yiyecekler için ölçü vermek gerekirse bir kepçe pilav, bir kepçe sulu yemek, birkaç kaşık yoğurt ve/veya birkaç kaşık salata midenin üçte birine denk gelebilir.

İslam dünyasında sağlık ve beslenme konularında ilk eserlerden birini kaleme alan Ebu Zeyd Ahmet El Belhi şöyle diyor: “İnsan midesi iyice dolup daha fazla yiyemeyecek hale gelinceye kadar yememelidir. Bu durumda midede hiç boş yer kalmaz. İnsan bu şekilde yerse, yedikleri hazımsızlık meydana getirir ve bazen de zor hastalıklara yakalanmasına sebep olur. Hazımsızlığa ve şişmanliğa sebebiyet vermemek için tam doymadan ve hala iştahı varken yemeği bırakmalıdır. Çünkü yiyecek geldiğinde mide harekete geçer ve midedeki ısı nem bu yiyecek üzerinde işini yapmaya başlayınca besin şişer, genişler ve daha geniş bir mekana ihtiyaç duyar. Dolayısıyla mide eğer tam dolmamışsa  açılmak ve yayılmak için geniş yer bulur. Fakat mide baştan dolu olursa, besin genişlemeye ihtiyaç duyduğundan yer daralır ve ona acı verici bir şişkinlik isabet eder. Bir kimsenin az ve latif gıdalarla beslenmesi, alev alev yanan ateşe ince odun ve diken atmak gibidir.”

Vücudun ısı yapısı da mevsim gerekliliklerine göre değişeceğinden kış ve yaz mevsimlerinde yemek miktarında küçük değişiklikler yapmakta fayda vardır. Beden kışları ısıyı içeride tutarken yazın ise dağıtır. Bu nedenle kışın daha ağır ve yaza oranla biraz fazla yenilebilir ancak yazın hafif ve daha az yenilmesi gerekir. Bu vesileyle belirtmeliyiz ki; sinir , üzüntü, korku gibi hallerin olduğu durumlarda mide sindirim faaliyetine başlayamaz. Bu nedenle de yeme içme geçici olarak tehir edilmelidir. Bu hallerin ortadan kalkması için abdest alınması gerekir. Negatif yük, suyla boşaltılacağından kişi rahatlayacaktır. Aynı şekilde anneler de bebeklerini keyifsiz ve mutsuzken değil, mutlu olduklarında emzirirlerse bebek için daha yararlı olur, anne sütü daha kolay sindirilir.

Belki de tüm hekimlerin hemfikir oldukları nokta “hayatta en iyi ilacın az yemek olduğu” tespitidir. Azlığın sınırı vücudun gereksinimleridir. Çok yemek nasıl bedene zarar verirse, gerekenden az yemek de benzer zararlara yol açar. Peygamber Efendimizin midenin doldurulmasının dert, az yemenin ise ilaç/deva olduğu yönündeki uyarıları her müslüman hatta bütün insanlık için 14 asır önce ortaya konulmuş benzersiz reçetedir.

Kaynak: Müslümanın Diyeti – Kemal Özer

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.