Vücudumuz Kendini Nasıl Koruyor?

Yaşamımız boyunca pek çok zararlı etkene maruz kalıyoruz, üstelik bu zararlılar sadece dış etkenler değil, vücudun çalışması sonucu da birtakım zararlı maddeler açığa çıkıyor. Tüm bu dış ve iç zararlılar vücudumuza saldırıyor, sürekli bir yıpranma söz konusu ve vücudumuz bunların hepsiyle başa çıkıyor, hayatı devam ettiriyor. İşte vücudumuzu zararlılara karşı koruyan muhteşem sisteme, bağışıklık sistemi adını veriyoruz. İnsanların hakkında çok şey bilmediği, sadece nezle grip olunca akıllarına gelen bağışıklık sistemi, aslında vücudun en hayati sistemlerinden bir tanesidir.

Nedense, insanların çoğu tarafından bağışıklık sistemi sadece mikroplara karşı vücudu savunan bir sistem olarak algılanıyor. Oysa durum hiç de o kadar basit değil. Hayatın temeli bağışıklık sistemidir.

İlaçlar ve ameliyatlar olmadan önceki on binlerce yıl boyunca insanoğlu hayatını nasıl devam ettirdi? Hastalıkları yenebilmeyi nasıl becerdi? İlkel insanın migreni yok muydu? Kalp krizi geçirmez miydi? Kanser tarih boyunca görülmeyip, son yüzyılda mı hortladı? Peki, tüm bu hayati tehditlere rağmen, nasıl oldu da on binlerce yıl boyunca türümüzü devam ettirip, bir de üzerine gelişme gösterdik? Hem de her açıdan meydana gelen gelişmeden bahsediyoruz, daha zeki olduk, daha uzun yaşadık, hastalıklara karşı daha fazla direnç kazandık. Peki, bu direnci neye borçluyuz? İşin sırrı bağışıklık sisteminde yatıyor.

Bağışıklık sistemi, vücudumuzu hastalıklara karşı koruyan ordumuzdur. Üstelik sanıldığı gibi sadece mikroplara karşı korumuyor, iç ve dış tüm sağlık bozucu ajanlara karşı koruyor. Evet, yanlış okumadınız, sağlığımızı bozan tüm faktörler dışarıdan maruz kaldığımız etkenler değil, aynı zamanda, vücudumuzun çalışması sonucu ortaya çıkan zararlı maddeler de sağlığımızı bozabilir. Her gün karşılaştığımız ve vücudumuzda meydana gelen onca hastalık etkenine rağmen hastalanmadan sağlıklı yaşamamızı bağışıklık sistemimize borçluyuz. Bağışıklık sistemimiz, hastalıkları engellemek için çok çeşitli mekanizmaları kullanır. Yani, bağışıklık sistemini bir ordu olarak düşünürsek, her bir askeri birliği, ayrı bir savaş taktiğinde uzmanlaşmıştır.

Bağışıklık sistemini genel olarak ikiye ayırarak sınıflandırabiliriz;

Doğal Bağışıklık: İnsan vücudu, kendisine zarar verebilecek her türlü etkene karşı direnç gösterme yeteneğine sahip olarak doğar. Bu sistemde kanda bulunan akyuvarlar ve makrofaj hücreleri, cildimizin direnci, mide-bağırsak sistemindeki asit ve enzim salgıları ve kanda bulunan bazı kimyasal maddeler görev yapar. Tüm bu elemanlar uyum içinde çalışarak insanı hastalıklara karşı konular.

Kazanılmış Bağışıklık: Yaşam boyunca karşılaşılan zararlı etkenlere karşı geliştirilen bağışıklık mekanizmalarıdır. Vücut, daha önce karşılaşmadığı zararlılarla karşılaştığı andan itibaren bağışıklık geliştirebilme yeteneğine sahiptir. Kazanılmış bağışıklıkta, antikorlar ve lenfosit hücreleri görev yapar.

-Alıntı- (Dr. Ümit Aktaş, İlaçsız Yaşam)

Bir Cevap Yazın

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.